Giriş Kayıt

Derisini Satan Adam (2020)


The Man Who Sold His Skin

6.5
  • 130/ 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
6.5/10 puan 41 kullanıcı oyladı
Yönetmen:
Tür:
Rating:
7.0
Vizyon Tarihi:
13 Ağustos 2021 (Türkiye)
Dil:
İngilizce, Fransızca, Arapça
Müzik:
Nam-ı Diğer:
L'Homme Qui Avait Vendu Sa Peau
61 kişi izledi 69 kişi izleyecek 4 kişinin favorisi 70 takip
Özet
Suriyeli genç Sam Ali, iç savaştan kaçmak için sığındığı Lübnan’da ünlü dövme sanatçısı Jeffrey Godefroi ile tanışır ve onun yaptığı dövmeyle sanat eseri statüsü elde eder. Kısa süre sonra koleksiyoncuların da ilgisini çeken dövmeli derisi sanat piyasasında astronomik değerlere ulaşır. Artan müzayede ve öfkeli insan hakları aktivistleri karşısında Ali, içinde olduğu çıkmazdan kurtulmalıdır. | Gönderen: renklizenci
Fragmanlar Görseller
  • The Man Who Sold His Skin
  • The Man Who Sold His Skin
  • The Man Who Sold His Skin
Yorumlar
2 yıl önce
avatar
Pandemi sürecinde en çok neyi özlediniz?
Benim cevabım; Sanat.
Her türüyle. Bir konser, tiyatro, sergi, açılış, ağzına kadar dolu bir sinema salonu, festivaller, canlı müzik... Adını siz koyun her türünü...
Özlemimin en uç boyutunda, hani Fransızların meşhur deyişiyle crème de la crème noktasında ise modern sanat var. Dijital, soğuk ve etkileşimsiz kırıntılarıyla diğer türler için yarım tık kendimizi avutabilsek de modern sanata dair hiçbir avuntu yok.

Belki de bunları bir tarafa bırakıp hayatta ve sağlıklı olduğumuza şükretmemiz gereken bu pandemi döneminde, bunlar ve benzeri birçok şeyi uzun süredir bir tarafa bırakan başka bir güruh daha var...
Onlar da en az pandemiden küresel şekilde etkilenen insan sayısı kadar da çoklar. Üstelik onların tek dertleri pandemi etkisiyle alt üst olan "hayat"ları da değil. Uzun süredir gerek savaş uçaklarının attığı bombalar gerekse başlarındaki diktatörlerin fırlattığı başka başka bombalarla verdikleri çoğu zaman kanlı yaşam mücadelesi ve ülkelerini terk etmek zorunda kalmaları yanında pandemi etkisiyle alt üst olan hayatlarımız karşılaştırılamaz belki de.
Kimlerden mi bahsediyorum? Elbette mültecilerden. Ülkelerini terk etmiş mültecilerin, pandemi sürecinde zaten alt üst olmuş hayatlarının tekrar alt üst olması var ki sanıyorum onu belli bir aralıktaki toplam değişimi, ya da "biriken değişim miktarını" ifade etmek için kullanılan integralli denklemlerle ancak anlatabilirim. : /

Tüm bunların etkisi, çokça da özlem neticesinde belki de sinema adına kendime has, neşeli kontenjanlarımdan uzun zamandır hayatıma girmeyen bir tanesi girdi hayatıma, yalnız bırakmadı beni.
Yaşayan sanatın hemen her türünün durma noktasına geldiği şu sancılı günlerde iyi bir sinema filmi bulabilmek bile meseleyken. Ödüllü, övgüyü hak eden, yeni bir emsal bulabilmek hem de şu an son derece nadir olan -belki de "gereksiz"?- modern sanatla ilgili olanından resmen bir düş gibi. Yalnızca bu dönemde bile sanatla ilgili bir filmin vizyona girmiş olması, olabilmesi bile bence başlı başına sanatsal bir duruş.

Meşhur, 'Durdurun dünyayı inecek var' kontenjanım, bu film için yerini "kır kapımı, oturt beni ekranın karşısına zorla izlet" kontenjanına bıraktı. Sinema tanrısına binlerce kez teşekkür ediyorum. Öyle zor zamanlardan geçiyoruz, geçiyorum ki.

Aslında filmin en başından bu kontenjanda olduğu çok belliydi... Bir kaç emare ile kulaklarım dikleşmeye başlamışken, çok sevdiğim Fransız kontrenor Philippe Jaroussky’den, yine çok sevdiğim bir Antonio Vivaldi bestesi; Kudüs'ün kederli kızları"nı da duyunca hemen ekranın önünü boşalttım, rahat koltuklarımdan birini çektim, bedenimi ve zihnimi yapıştırdım ekranın önüne adeta. Bir saat kırk dört dakikalık göz kırpmama sürecim böyle başlamış oldu.
Şevval Sam'a benzettiğim Abeer (Dea Liane) ile Sam arasındakiler, Sam’ın bir insan olarak beklentileri, bir şekilde dünyanın "doğru” yerinde kavuştuğu yeni hayatı ama dünyanın "yanlış yerinde" bıraktıkları, Abeer ile fiziksel olarak buluşmalarının anlamlı anlamsızlığı... Müzedeki ziyaretçisi çocuklarla temas kurmaya çalışması ama bir "mal" olduğu için aldığı sert tepki... Resmen filmin her karesine ekmek bandım, dibini sıyırdım diyebilirim.
Uzun zamandır böylesi bir tatmin hissetmemiştim.

Hayat anlamsız.
Hiçbir şeyiz.
Hiçbir şeyden de azız.
Ama insanlar bu tür bir gerçeği duymak istemiyor.
Anlam istiyorlar.
Ben anlam satıyorum.
Son çalışmamla, yeni bir diyarı keşfediyorum.

Bu sözler, bizim en ateşli, en kışkırtıcı ve en pahalı yaşayan sanatçıya, filmdeki ismiyle Jeffrey Godefroi 'a ait.
Jeffrey, Suriyeli bir mülteci olan Sam'in vücuduna Schengen vizesi şeklinde bir dövme işliyor ve onu hemen her müzede sergilenen, yaşayan bir sanat eserine dönüştürüyor ve Sam kısa süre sonra derisinden daha fazlasını sattığını anlıyor.
Peki neden Schengen vizesi? Çünkü çok karanlık bir çağda yaşıyoruz da ondan. Suriyeli, Afgan, Filistinli, beyaz Türk? Vb. iseniz, orada istenmeyen kişisiniz, Jeffrey, Sam’i bir meta, bir tuval haline getiriyor. Mülteci Sam artık dünyayı dolaşabilir. Çünkü bu devirde mal dolaşımı, bir insanın dolaşımından çok daha kolay... Mülteci Sam böylelikle bir tür mal haline getirilerek çağımızın kodlarına göre insanlığını ve özgürlüğünü geri kazanabiliyor.

Sanat, her zaman yeni, bilinmeyen bölgeleri keşfeder, modern sanatın özü de gövdesi de budur zaten şüphe yok.
Fakat bu keşfi piyasadaki en ateşli, en kışkırtıcı ve en pahalı yaşayan sanatçı sunarsa, bu gerçekten de unutulmaz olur. Filmdeki her bir detay sanki bir yönetmenin elinden değil de bir küratörün seçkisinden fırlamış gibi özenli ve sanatsal.
Bununla asla yetinmeyen The Man Who Sold His Skin, aynı zamanda felsefi derinliği de olan, yüzme bilmeyenlerin temkinli yaklaşması gereken bir deniz...

Çokça mülteci filmi yapıldı, pek çok mülteci misafirimizle hali hazırda birlikte yaşamamız, hali hazırda pek çok acı hikâyeye de seyirci bıraktı bizi ama bu sunuş, bu içerik çok başka.
Mülteci olmayan, Belçika'da; dünyanın doğru yerinde doğan Jeffrey sistemi hackliyor, yönetmen: Kaouther Ben Hania da teker, çomak, lastik hiçbir şey bırakmıyor dümdüz gidiyor kanımca. Gözlerimin film boyunca kırpılmamasının nedeni bu.
2020 yapımı film dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali'nde yapmış ve burada Orizzonti bölümünde "en iyi erkek oyuncu (Mülteci Sam; Yahya Mahayni) ödülünün sahibi olmuş ayrıca 93. en iyi uluslararası film adaylarından biri aynı zamanda. Ödüllere doymayan The Man Who Sold His Skin, aynı zamanda 2020 El Gouna Film Festivalinde en iyi Arap filmi, Stockholm Film Festival'inde En iyi senaryo, Venedik Film Festival'i en iyi film ve diğer pek çok ödülün de sahibi.

Bir sanatçının başkaldırışına tuvalinde, artistik fırça darbeleriyle alışkınız ama tuvali bir insan bedeni, o insan bir mülteci, o mülteci de bir mal ve o mal da geçiş serbestisi bulunan bir meta haline gelince işler karışıyor. Sırtınızın milyonlarca Euro değerinde bir sanat eserine dönüştüğü, çok girift ve karmaşık yapısına rağmen yalın bir aşk filmi olan The Man Who Sold His Skin umuyorum size, hayatınıza bir anlam verebilecek.
1 yıl önce
avatar
Gerek orijinal hikayesi gerekse şaşırtıcı finali ile "The Man Who Sold His Skin / Derisini Satan Adam" son zamanlarda en çok beğenerek seyrettiğim film oldu. Tunuslu kadın yönetmen Ben Hania Kaouther'ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği film aynı zamanda 2021 Akademi Ödülleri'nde En İyi Uluslararası Uzun Metraj Film dalında aday gösterildi.

Ben Hania 2012 yılında Belçikalı sanatçı Wim Delvoye'nin Paris'teki Louvre Müzesi'nde bir koltukta oturan ve sırtındaki Delvoye'nin tasarımı olan dövmeyi sergileyen Tim Steinen'ı gördü. Eser bir Alman sanat koleksiyoncusuna satıldı ve Tim sözleşmeye göre her yıl bir galeride üstsüz ve hareketsiz oturarak belirli bir süre geçirmek zorundaydı. Filmin çıkış noktası bu olmakla beraber sanatçı Wim Delvoye filmde sigortacı olarak görünüyor.

Hem sevgilisine kavuşmayı hem de Suriye'deki savaştan kaçarak hayatta kalmayı amaçlayan bir adamın sıradışı hikayesi oldukça güzel bir kurguyla izleyiciye aktarılmış.
1 yıl önce
avatar
Öncelikle sanat filmi için gerekli olan başarılı senaryo ve iyi oyunculuk var. Bir çok mülteci filmi izledim. Çok acı hikâyelerle karşılaştım ama böylesi beni çok etkiledi ve heyecanla sonu nasıl bitecek diye merak ettim. Kısacası bir adamın aşkı için neler yapabileceği ve hayatta kalabilmek için verdiği mücadelesinin dışında finaliyle de şaşırtmayı başarmıştır.
The Man Who Sold His Skin Altyazıları

Türkçe Altyazılar

Dil
CD
Çevirmen
Fps
İndirme
Gönderen
1
24
608
VXT
2 yıl önce
  • İyi
  • Yeterli
  • Yetersiz
  • Değerlendirilmedi
  • Kaynak Altyazı Bekleniyor
  • Arşiv
Forumdan Benzer Başlıklar
Türkçe Altyazı © 2007 - 2022