Giriş Kayıt
özel mesaj
spacer

Uskudari

Yorumbaz
 
Kayıt : 03 Eylül 2018
  • Tian mi mi
    Tian mi mi
  • Red Angel
    Red Angel
  • Arigatô-san
    Arigatô-san
  • Rajio no jikan
    Rajio no jikan
  • Dongmakgol'a Hoşgeldiniz
    Dongmakgol'a Hoşgeldiniz
  • Hsiao-Hsien Hou
    Hsiao-Hsien Hou
  • Ping Bin Lee
    Ping Bin Lee
  • Wen Jiang
    Wen Jiang
  • Christopher Doyle
    Christopher Doyle
  • Jung-min Hwang
    Jung-min Hwang
  • Canavar
    Canavar
  • Shôgun
    Shôgun
  • Ro Gi Wan
    Ro Gi Wan
  • Zom 100: Bucket List of the Dead
    Zom 100: Bucket List of the Dead
  • Karada Sagashi
    Karada Sagashi
  • avatar
    kuzeydebiryer
  • default avatar
    muji
Son Yorumları
Army of the Dead (2021)
24 Mayıs 2021
İster türü sevin, ister nefret edin fark etmez; her hâlükârda hikâye olarak hayli boşluklar barındıran bir film karşımızdaki. Öncesini anlatan film (Army of Thieves) de çekilse, dizisi de yapılsa (Army of the Dead: Lost Vegas) bu gerçek değişmeyecek. Daha önceki yorumlarda da dile getirildiği üzere, salt bu filme baktığımızda, âdeta kabak gibi ortada duran tutarsızlıklar var. Öyle "Zombi filminde neyin mantığı arkadaş?"la savuşturulabilecek hususlar değil bunlar. Zîra zombi evreninin saçma olup olmadığı veyâhut evrim geçirmeleri falan değil burada mevzûubahis. Misal, en başta insanların ısırıldıktan sonra (Neden?) farklı sürelerde zombileşmesi gelir. Bu noktada mâkul olunmasını bekleriz pekâlâ. Kezâ "alfa"lar ile "badi badi"ler arasındaki fark nereden kaynaklanıyor? Onu geçtim, 82. dakîkaya girerken Vanderohe (Omari Hardwick)'un -bir nev'i- tiradı var, ama maalesef o konu havada kalıyor. Sanki bambaşka bir şeye dönüşecek gibi gelmişti o sırada; bir şaşırtmaca (plot twist) bekledim doğrusu. Açıkçası seyrederken ben de "Nasıl yani, o kadar para, bir helikoptere mi sığacak?" deyu sesli bir şekilde düşüncemi dile getirdim, lâkin film içinde buna cevap buldum. (Bkz. Kraliçe)

Sürprizbozan: Göster


Kamera arkasını seyrederken Snyder'ı takdir etmek istiyor insan, fakat gelinen nokta hiç de anlattığı gibi değil kanımca. Gayet yeterli bütçe, iddiâlı bir konu, epeyce teknik imkâna karşın senaryodaki zayıflık o beklentiyi karşılamıyor maalesef. Evet, yer yer eğlenceli, tatmin edecek derecede kan ve şiddet de içeriyor, ama uzun süresi ve klişelerle dolu öyküsüyle "Bitse de kurtulsam." dedirtti bana. Bu arada, Marianne (Tig Notaro) karakteri hayli zorlama ve itici geldi. Hiçbir kusûru olmasa dahi, sırf ondan ötürü bir puan kırardım filmden.
Meo-ni-baek (2018)
23 Mayıs 2021
Filmin orijinal adı "Money Bag (Meo-ni-baek)" yani "Para Çantası" esâsında hayli ipucu barındırıyor. 2020 yapımı, Kim Yong-hoon'un ilk uzun metrajı olan "Beasts Clawing at Straws" da benzer bir temaya sâhipti. Yalnız, bu film, daha doğrusu karakterler daha şapşal diyebilirim. Diğer yandan, uluslararası dağıtımda "Snatch-Up" da kullanılmış. Söz konusu suç filmi olunca, o vakit de akla doğal olarak Guy Ritchie'nin, 2000 târihli filmi geliyor. O denli iddiâlı bir yapım değil elbette.

Meteliksiz bir adam (Kim Moo-yul), kumarbaz bir polis (Park Hee-soon), emekli kirâlık katil (Lee Kyoung-young), kirli siyâsetçi (Jeon Kwang-leol), işleri kılıfına uydurmaya çalışan bir tefeci (Lim Won-hee), tâlihsiz bir kurye (Oh Jung-se) ve ayak işi yapan bir kabadayı (Kim Min-kyo)... Kiminin, müfettişler ensesinde; kimi geçim derdinde. Kimi kaderin pençesinde; kimi de seçim gerginliğinde. Bu yedi adam arasında dönüp dolaşan, içi para dolu golf çantasının yanı sıra bir de ortalığı bulandıran tabanca var.

Bu ilişki sarmalının kıvılcımı, hasta annesinin ameliyâtı için ertesi güne kadar para bulması gereken Min-jae (Kim Moo-yul)'nin, eksik kısmı tamamlamak için bir slot makinesinin başına oturmasıyla çakılıyor. Şansı yâver gider ve gerekenden fazlasını kazanır. Ne var ki burası, daha önce defaatle borç aldığı Tefeci Baek (Lim Won-hee)'in mekânıdır ve tahsîlât için peşinde olan adamı (Kim Min-kyo), kazandığıyla birlikte elindekileri de alır.

Baek'e borçlu olan sâdece Min-jae değildir. Varını yoğunu kumar masasında kaybeden Dedektif Choi (Park Hee-soon), son oyunda resmî silâhını rehin bırakmak durumunda kalır. Bir soruşturma yüzünden açığa alınır ve tabancasını teslim etmesi istenir. Bir bahâneyle müfettişleri savuşturan Choi, Tefeci Baek'ten tabancasını geri ister. Borcunu ödemeden bunun mümkün olmayacağını anladığında ise para koparabileceği suçluların avına çıkar.

Bu sırada Baek de seçim kampanyasını akçaladığı Milletvekili Moon (Jeon Kwang-leol)'un bitmek bilmeyen taleplerinden bıkmıştır. Ondan kurtulmak için, Dedektif Choi'nin silâhını ayak işlerine bakan adamıyla Katil Park (Lee Kyoung-young)'a yollamak ister, lâkin adamı, gerçekte içinde ne olduğunu bilmediği kutuyu bir kuryeye (Oh Jung-se) emânet eder. Park'ı evinde bulamayan kurye, kutuyu yan komşusuna teslim eder ve böylece şenlik başlar.

Filmi yazıp yöneten Heo Joon-hyeong'un ilk uzun metraj denemesi olduğundan bâzı eksiklikler göz ardı edilebilir belki, ama doğrusu beni en başta rahatsız eden biraz cıvık olmasıydı. Hani dikkate değer yan karakter ve öyküler barındırsa da yumak hâlindekiler o denli tatmin edici değildi. Kader, tâlih, rastlantı vb. konularla bağlantılı çerezlik bir aksiyon-suç filmi olmuş bu hâliyle.
Blue (2017)
22 Nisan 2021
MUBI sâyesinde keşfettim bu "özel" eseri. Tanıtım görselinde Yavuz Çetin'i görür görmez hüzünlendim, bir o kadar da mahcup oldum. Zîra kendisi, gençliğim(iz)e damga vuran isimlerden biri. Müzikal değeri kadar, hazin hikâyesi de bu damgada haklı bir yere sâhip tabiî. Bu derece önem verdiğim bir isim (Kerim Çaplı ayrı bir bahis konusu.) perdeye çıkmış, ekrana gelmiş, ama benim haberim yok. Evet, çok şahsî satırlar bunlar, ama belki birileri tesâdüf eder, merak eder, keşfeder deyu kalabalık ediyorum biraz da.

Esâsında, o dönem "punk" takıldığımdan, çok da bana hitap eden biri değildi, ancak "Yaşamak İstemem" şarkısına tesâdüf edişimle radarıma girmişti. "Benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?" sorusu, sitemi, isyânı -ya da her neyse işte- artık hayâtımın mottosu olmuştu âdeta. "Blue Blues Band"den ise hayli zaman -neredeyse on yıl- sonra haberdar olmuştum.

Hani daha dolu bir kadro olabilir miydi, bilemiyorum, ama hayli ünlü isim yer almış filmde. Kimler yok ki: Akın Eldes, Aylin Aslım, Batu Mutlugil, Deniz Arcak, Ercan Saatçi, Erkan Oğur, Göksel, Gür Akad, Melis Danişmend, Nejat İşler, Selim Öztürk, Teoman... Tabiî "Blue Blues Band" üyeleri, hatta oğulları (Batuhan Mutlugil, Ahmet Çaplı, Yavuzcan Çetin) da var. Tabiî bir de Erkan Oğur'un gitarı. Söz tükendiğinde, boğazı düğümlendiğinde Oğur'un parmakları vâsıtasıyla hikâyeyi devam ettirmiş gayet başarılı şekilde. Ses telleri artık titreşmediğinde, gitarın telleri girmiş devreye gönül telimizi titretmek için. Kişisel öykülerden, hayran(lık)lardan ziyâde bir onun hâli, bir de Deniz Arcak'ın ("Galiba o ultra yetenek, hayâtın içinde uyumla ilgili bir zorluk çıkartıyor insanlara anladığım kadarıyla. Kerim Çaplı gibi olmanın bedeli çok ağır.") sözleri kaldı zihnimde. Hakezâ Volkan Başaran'ın "Biz normal insanlarız. Belki bir Beethoven, bir Mozart... Kerim Çaplı böyle bir müzisyen aslında." övgüsü de.

Kerim Çaplı'nın da maalesef ismini ilk kez "Blue"yu keşfettiğimde gördüm, o kadar. Sonrasında başkaca bir merâkım ya da mâlûmatım olmadı. Sınırlar ötesi bir popülaritesi olduğunu bilmiyordum. Hiçbir şey olmasa bile, Jimi Hendrix'e "Bana, o adamı bulun." dedirtmiş ya, o bile yeter. On parmağında on mârifet, âdeta hezarfen sayılabilecek bir virtüözmüş.

Birbirinden kabiliyetli, her biri dâhi addedilen, sancılı iki rûhun müzikal yolculuğuyla birlikte yaşantılarındaki çalkantılara şâhit olunabilecek -sanırım- en kapsamlı eser olduğundan; hazır kolayca erişilebiliyorken; ilgi duyan, merak eden muhakkak göz atmalı. Bu arada, şu an Google Play'de, daha önce yer veril(e)meyen röportajların ve albüm süreçlerinin yer aldığı, iki saatlik "Blue Extra" isimli devam filmi de mevcut.
Türkçe Altyazı © 2007 - 2024 | hd film