Giriş Kayıt
Murder-Set-Pieces (2004)
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa) [Bu başlıkta 16 mesaj bulunuyor] « Önceki konuSonraki konu »
Sayfa:: 1, 2 Sonraki »
Yazar Mesaj
gitarisyen
Çevirmen


Kayıt: 10.04.2010
İletiler: 1241
Şehir: Hiçbir Şey Ülkesi
Yaş: 50 İkizler


E-Posta gönder Özel mesaj gönder
 [Tamamlandı] Murder-Set-Pieces (2004)

Murder-Set-Pieces
2004
Murder-Set-Pieces
Korku105 dk

Yönetmen: Nick Palumbo
[justify:33602ea2fc]Büyükbabası İkinci Dünya Savaşında savaşmış bir Nazi olan zengin, genç ve yakışıklı bir Alman fotoğrafçı gece kulüplerinden, barlardan ve sokaklardan topladığı kızların fotoğrafını çekmekte, onlarla ilişkiye girmekte ve daha...
3.8 (3,848 Oy)


ÇEVİRİYİ YAPMAKTA YARARLANDIĞIM SÜRÜM HAKKINDA BİLGİLER:

Filmin Özgün Adı: Murder-Set-Pieces (2004)
Sürümü: Murder.Set.Pieces.2004.LiMiTED.DVDRip.XViD-B2R ve Murder-Set-Pieces[2004-Director's Cut]
Boyutu: 698 MB
FPS: 23,976
Çözünürlük: 672 X 352
Bit Değeri: 95 kbps
Süre: 01:30:55

FİLMİN KONUSU HAKKINDA:

Filmin konusu için aşağıda okuyacağınız iki tür anlatım hazırladım. Ruh ve beden sağlığınız açısından ve yanlış anlamalara meydan vermemek için "İronik Anlatım"ı dikkate almamanız önemle rica olunur. Gülücük


1-) FİLMİN KONUSU (İRONİK ANLATIM):

Bu tarzdaki bütün aşk(!) filmlerinde olduğu gibi, bu filmde de bir adet sevgi kelebeği erkeğimiz yer almakta. (Aslında genç kızları sevmekten çok, onlarla doktorculuk oynadığı için “cinsellik kelebeği” demek daha doğru olur). Sevgi-cinsellik kelebeğimiz Alman bir erkek olup, (nedenini film boyunca pek anlayamadığımız bir şekilde) Amerikalılardan (genelde kadınlardan) nefret etmekte ve Alman ırkının yükselişini sağlayarak Nazi bayrağının göklerde tekrar dalgalanması için gereğini yapmaya çalışmaktadır. Kahramanımızın film boyunca adını duymayız. (Belki de kendisine bir isim vermedikleri için kadınlardan bu kadar nefret ediyordur, kimbilir.) Genelde film boyunca kendisine “P.ç, ahbap, dostum, dangalak, or... ço..., v.s. gibi sıfatlarla seslenilmekte kendisi de bunu kabullenmiş göründüğü için filmin bir yerinde kendisi için “Ben Tanrı’nın lanetlediği bir or.punun sıradışı piçiyim” tanımını yapmaktadır.

Neyse efendim, uzatmayayım; bu amcamız genç kızların fotoğrafını çeken zengin ve yakışıklı bir fotoğrafçıdır. (Burada bir parantez açmak istiyorum, açtım bile: Demin cümleyi kurarken adam için “yakışıklı” dedim ama, aslında benden daha yakışıklı değil. Ama her ne hikmetse, bu Amerikan kadınları bu tarz insanlarda ne buluyor anlamıyorum? Biraz sonra anlatacağım şekilde bu amcamız kadınları kesip doğramakta ve kadınlarla ilk tanışırken bile gözleri “Ben bir psikopatım” diye haykırmakta. Ama gelgelelim bu safsalak Amerikan genç kızları bu kelebeğin arkasından koşmaktadır. Halbuki bana gelseler, onları gözümden dilimden sakınır saklar, bugünkü aklımla severdim şimdi. Ama nerde? İlla bir psikopata gidecekler. Neyse, konuya devam edeyim. Parantezi kapatıyorum.)

Bu fotoğrafçı amcamızın bir sevgilisi vardır. Bu sevgili (maalesef) salaktan öte salak bir genç kızımızdır. Adamın her yeri; kaşı, gözü, burnu, tavrı “Bak ben bir caniyim, psikopatım, seni dilim dilim doğrarım.” diye bas bas bağırırken kızcağızın gözü ondan başkasını görmemektedir. İsmi de “Charlotte”dur. Neyse ki; bu Charlotte denen saftirik kızın “Jade” isminde 11 yaşında çok zeki bir kız kardeşi vardır. Küçük kız kardeş adamdaki tuhaflığı fark edip, ablasını uyarmaya çalışsa da ablası kızkardeşine sürekli “Ben o herife hayran, sen git cama tırman” tarzında cevaplar vermektedir. (Aslında kızımızı saftirikliği için suçlayamayız. Maalesef Amerika’daki eğitim sisteminin bir sonucudur bu. Charlotte adlı kızımız küçüklükten beri at yarışlarına hazırlanır gibi SBS, YGS, KPSS gibi sınavlara hazırlanmış ama anne-babasının “Aslında çok zekidir amcası, çalışsa yapar ama işte internet, televizyon filan olunca ilgisi dağılıyor yavrucağın” sözlerinde anlam bulduğu üzere, gerçeklere olan ilgisi dağılmıştır. Bu yüzden gerçekle kendi inandıkları arasındaki ayrımı –ezberci eğitim sisteminin kendisini robotlaştırmasından dolayı- bir türlü becerememektedir.)

Hatta bu Alman kelebeği, sevgilisi Charlotte ve sevgilisinin kız kardeşi Jade, kelebeğin evinde yemek yerlerken Jade Alman amcamıza sorar: “Etini hep bu kadar kanlı mı yersin?” (Muhtemelen yedikleri et de, biraz önce Alman gerçeküstücü fotoğrafçımızın evinin bodrumunda biraz önce birlikte olup kestiği… Neyse, konuyu daha fazla uzatmayayım!) İşte efendim, Charlotte denen bu safdangirik kızımız buna da uyanmaz.

Ama şimdi Allah için Alman metroseksüel amcamızın hakkını da teslim etmek ve iyiniyetine inanmak lâzımdır. Zira kendisi gece kulüplerinden, barlardan, sokaklardan topladığı kızları evine getirip onlarla “sen benim oy verdiğim partiye niye oy vermiyorsun ulan?” diyerek döve döve sevişmesine ve -aşkının büyüklüğünden dolayı onları içinde de hissetmek istediğinden olsa gerek- yemesine rağmen, Charlotte adındaki sevgilisine hiç ellememektedir. Bu saftirik (ve dünyada bir sürü adam gibi adam varken bu herifi seven) kızımız da arkadaşlarına “Bu adam beni hiç yatağa atmadı, ühü, ühü…” şeklinde dert yanmaktadır. (Dur dur, bekle, atar bakalım. Ben filmin sonunu gördüm de ordan biliyorum. Bekle.)

Neyse efendim, konu bu minval üzere devam edip gitmektedir. Özetle; ortada süper ötesi bir aşk filmi vardır. Genç ve fakir (her ne kadar kendine ait arabası olsa da kuaförde çalışmasından dolayı fakir olduğunu anlamış bulunmaktayım) kızımız, zengin fotoğrafçıya sırılsıklam aşıktır. Zengin Alman cinsellik kelebeği fotoğrafçımızsa, kızlarla gününü gün etmekte (hatta bazen gece etmekte, hatta gecenin içine etmekte, hatta gece etle ekmekle yemekte) ve “seni o kuaförcü fakir kıza vermem” diyen fabrikatör bir babası olmadığı için, bu vazifeyi kendisi üstlenerek kendisini kızdan olabildiğince uzak tutmaya çalışmaktadır. (Ama kız dangalak oğlu dangalaktır işte. Bkz. Yukarıdaki paragraflar.) Ancak kader ağlarını örecek ve zeki Jade (Charlotte denen saftiriğin kız kardeşi oluyor, biraz önce açıklamıştım ya) her ne kadar bu aşka engel olmak için elinden geleni yapsa da, genç sevgililer bu vahşi dünyada kumrular gibi koklaşıp oynaşabilecek midir?

İsteyen izleyicinin film boyunca psikolojik, parapsikolojik, farmakolojik, etimolojik, etekolojik, bacakolojik, gögüsolojik ve kasabolojik sonuçlar çıkarabileceği bu aşk, kan, nefret ve şehvet destanı filmin sonunda (uslamsal düzlemlerde tecimsel kaygılardan ırak olarak düşünülerek) hüngür hüngür ağlanması son derece olasıdır. Ama bu ağlama hikâyenin sonu için midir, sinemacılık açısından mıdır, oyunculuk açısından mıdır, kurgu açısından mıdır, 90 derecelik dik açıdan mıdır, son derece tartışılır…

Uzatmadan filmin anafikrini de yazmak istiyorum:

“Kadınlar çiçektir. Çok çiçektir. Hatta o kadar çiçektir ki; “seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor” diye tek tek her tarafını yolup kopartabilir, özsuyunu çıkartabilirsiniz.”

Bol gözyaşılı seyirler diliyorum…
______

Ulan hâlâ şu saftirik kızlara kızıp duruyorum ya. Elin psikopatında ne buluyorsunuz? Üstelik bizler gibi yakışıklı adamlar burada dururken?..

______

2-) FİLMİN KONUSU (GERÇEK ANLATIM):

Büyükbabası İkinci Dünya Savaşında savaşmış bir Nazi olan zengin, genç ve yakışıklı bir Alman fotoğrafçı gece kulüplerinden, barlardan ve sokaklardan topladığı kızların fotoğrafını çekmekte, onlarla ilişkiye girmekte ve daha sonra vahşice öldürmektedir. Genç fotoğrafçı bu hunharca cinayetleri işlerken güzel sevgilisi Charlotte, kendisine derin bir tutkuyla bağlı bulunmakta ve hiç kuşkulanmamaktadır. Charlotte’un 11 yaşındaki kız kardeşi Jade ise bu tuhaf Alman fotoğrafçıdan kuşkulanan tek insandır. 11 yaşındaki küçük kızın bu kuşkuları, hem ablası hem de kendisi açısından çok büyük tehlikeler doğuracaktır.


FİLM, ÇEVİRİ VE “SNUFF” FİLMLERİN TANIMI HAKKINDA BİRKAÇ AÇIKLAMA:

“Snuff” filmin tanımı konusunda internette çeşitli tartışmalar ve farklı görüşler olsa da en ilkel ve basit anlamıyla şöyle tanımlayabiliriz: “Cinsel ilişkiyi en açık şekilde görüntüleyen ve sonunda kadınların mutlaka öldürüldüğü porno filmlerdir.” Bir filmin “snuff” film sayılabilmesi için bunun mutlaka gerçek görüntülere dayanması gerektiği ve böyle filmlerin var olduğu konusu da sık sık tartışılmaktadır. Her ne kadar FBI, yaptığı açıklamalarla “böyle filmlerin mevcut olmadığı, yapılan filmlerin ise fake(sahte) olduğunu” belirtse de, bu efsane varlığını sürdürmektedir.

“Snuff” filmin bu kadar gerçek anlamıyla ele alınmaması gerektiğini söyleyenler de; bir öyküsü ve kurgusu bulunan, mizansenlerle oluşturulmuş filmlerin de “snuff” kategorisine gireceğini savunmaktadır. Ancak yine de bir filmin “snuff” sayılabilmesi için belli ögelerin mutlaka film içinde kullanılması gerekiyor. Örneğin, cinsel ilişki (ya da cinsel ilişkiyi çağrıştıracak şeyler), insan bedenlerinin parçalanması ve bunun açık açık gösterilmesi, yani grafik şiddetin olanca çıplaklığıyla kullanılması, bol miktarda kan, hatta çoğu zaman yamyamlık gibi ögeler bu tarz filmlerin içerisinde bolca yer alıyor.

Bu tarz filmlere örnek olarak (her ne kadar tanım konusunda tartışmalar olsa da) daha önce çevirisini yaptığım "Guinea Pig 2: Flower of Flesh and Blood" ile çevirisini tamamlamış bulunduğum ve asıl konumuz olan "Murder-Set-Pieces" filmleri gösterilebilir. Bu filmlerin ortak özelliği oldukça gerçekçi efektlerle kan, şiddet ve rahatsız edici görüntülere bolca yer vermesidir. (Hatta Amerikalı Aktör Charlie Sheen’in “Guinea Pig 2” filmini izledikten sonra, gerçekten böyle bir cinayet işlendiğine ve videoya çekildiğine inandığı için polise haber verdiği ve gerçeğin daha sonradan ortaya çıkarak bunun Japonlar tarafından yapılmış kurmaca bir film olduğunun anlaşıldığına dair internette epeyce bilgi mevcut.)

İşte konumuz olan “Murder-Set-Pieces” filmi de –bana göre- “snuff” filmlerin en önemli örneklerinden biri. Gerçi internette okuduğum bazı yazarlar bu filmi “snuff” kategorisine sokmaktansa, (film çekimindeki yapaylıktan, gerçekten uzaklıktan, oyunculuklardaki düşüklükler ve konudaki tutarsızlıklardan da yola çıkarak) bu filmi “porno”, “gore” karışımı “gorno” kategorisine sokmaktadırlar. “Porno” kelimesinin tanımı belli, “gore” ise temel anlamıyla “vahşet, kanlı, v.s.” anlamlarına geldiğine göre, “gorno” kelimesi bu filmin içeriğini tam karşılıyor mu bilemiyorum. Ancak kanın, vahşetin, gerçekçi efektlerin ve özellikle ölümlerin varlığı sebebiyle bu filme “snuff” kategorisinde yer vermek kanımca daha doğru olacaktır.

Filme gelecek olursak; bu türdeki filmlerin çoğunda gördüğüm üzere, sinema adına söylenebilecek çok iyi şeyler maalesef yok. Örneğin oyunculuklar genelde kötü (iyi olanlar da kötü oyunculukların arasında kaynıyor), hikâyenin belli bir amacı yok, ne anlatmak istediği belli değil, elbette bir mesaj içermesi gerekmiyor ama yine de sadece kan ve vahşet sahnelerine odaklanmış bir sinemacılık anlayışı insanı rahatsız ediyor. Her ne kadar imdb puanlarına hiçbir zaman itibar etmesem de, filmin imdb puanı da oldukça düşük zaten. Kaldı ki, bu tarz filmleri çekenlerin ve pazarlayanların da puana ve sinema sanatına önem vererek bu işi yaptığını düşünmüyorum. (İstisnaları ve güzel örnekleri mutlaka ayrı tutuyorum.) Bu tarz filmler sadece bu türün meraklısı olan izleyiciler için çekiliyor. (En azından ben böyle düşünüyorum.)

Çevirisini yaptığım bu film, yönetmenin düzenlediği 90 dakikalık “Director’s Cut” sürümü. Aslında filmin esası toplam 105 dakika ancak, 105 dakikalık sürümünü internette bulabilmem mümkün olmadı. (Sanıyorum bulmak epeyce de zor.) Yani 15 dakikalık bir eksiklik var filmde. Konu zaten kendi içinde tutarsızlıklar ve anlaması zor geçişler içerdiğinden 15 dakikalık bu eksiklik de, bu zorluğa büyük katkı(!) sağlıyor.

Çeviri konusunda birkaç söz söylemem gerekirse; filmde Alman bir karakter başrol oynadığından bazı yerlerde Almanca konuşuluyor ancak kaynak aldığım İngilizce alt yazıda bu Almanca konuşmalar yer almıyor. Bu nedenle –konu bütünlüğünü bozmadığını düşündüğüm- Almanca konuşmaları çeviremedim. Bir de –filmin alt yazısının az bir satır sayısı olmasına rağmen- beni en zorlayan şey filmdeki bol küfürlü, sinkaflı, argo konuşmalar oldu. Bugüne kadar genelde çevirisini yaptığım filmlerde hemen hemen hiç küfür yoktu. Olan birkaç küfürü de naif yapım gereği “kahretsin, lanet olsun” tarzında çevirilerle idare etmiştim. Oralardaki çevirilerde anlam bozulmuyordu tabii. Ama bu filmde örneğin “or... ço...” olarak çevrilmesi gereken ifadeyi nasıl çevireceğimi uzun uzun düşündüm. Sonra bir şey buldum ve çevirdim, şöyle bir şey çıktı ortaya: “Çok sayın valideniz fahişelik meşgalesiyle mi iştigal ediyorlar?” Fakat bu çeviri ekrana sığmadığından Subtitle WorkShop programı “Çok Uzun Satırlar” hatası verdi. Zaten benim de içime ilimemişti. O yüzden “or… ço…” olarak çevrilmesi gereken yerleri aynen öyle çevirdim. Fakat iş bununla da bitmiyordu. Filmde daha bir sürü küfür vardı. Ben böyle kıvranıp dururken en sonunda oğlum geldi ve “Baba, ne düşünüp duruyorsun ki? Araba kullanırken diğer sürücülere ettiğin küfürleri sıralayıver, olsun bitsin çevirin!” dedi. Ben de aynen onun dediği gibi yaptım. Yine de ilk bol küfürlü çevirim olduğu için kuşkuluyum. Gülücük

NOT: Yukarıdaki paragraflardaki (özellikle son paragraftaki) bazı anlatımların gerçekle ilgisi olmayıp, anlatımı biraz olsun zenginleştirebilmek ve canlı tutabilmek için koymuş bulunmaktayım. Yoksa ben araba kullanırken kimseye hiç küfretmem. Yani hemen hemen hiç… Gülücük


FİLM HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ:

Geçmişinde yaşadığı travmalar yüzünden bir cani haline gelmiş zengin ve genç bir Alman fotoğrafçının hunharca işlediği cinayetleri ve yamyamlığını izlediğimiz filmde, anlamsız bir karışıklık mevcut. Film başrol oyuncusunun karakter özellikleri, geçmişi ve işlediği cinayetlerin nedenleri hakkında elle tutulur bilgiler aktaramamakla birlikte, zaman zaman –o da kopuk kopuk olmak üzere- bazı argümanlara başvuruyor. Örneğin kendisinin bir Alman olması, dedesinin bir Nazi subayı olması, dedesine ve Adolf Hitler’e büyük sevgi beslemesi, Alman ırkının yükselişiyle ilgili konuşmalar, içinde yaşadığı toplumdan ettiği nefret filmin neredeyse her sahnesinde bölük pörçük gözümüzün içine sokuluyor. Yine başrol oyuncusunun canlandırdığı karakterin kadınlardan nefret etmesinin ve onları bir meta gibi kullanıp öldürmesinin altında da –muhtemelen- küçükken annesiyle yaşadığı sorunlar yatıyor. Ancak bu sahneler ve psikolojik geçişler o kadar sığ ve anlaşılmaz bir biçimde veriliyor ki; anlamak mümkün değil. Kaldı ki, 2002 yılı yapımı aynı tarzda “Nutbag” adlı filmi de çeken yönetmen Nick Palumbo’nun filmde bu tarz ayrıntı ve derinliklerle uğraşmaktansa kan, vahşet, şiddet ve cinsellik içeren sahnelere daha bir odaklandığı ve özen gösterdiği açıkça belli oluyor. Filmdeki en etkileyici unsurlardan biri kanın bol miktarda ve çok gerçekçi bir şekilde kullanılmasıyla, başrol oyuncusu Sven Garret’in canlandırdığı karakterin suratındaki o tuhaf, buz gibi ifade.

Filmde ayrıca Hannibal, Teksas Kasabı gibi birçok filme de göndermeler mevcut.

Film, “snuff” türün etkili ve rahatsız edici örneklerinden biri olarak gösterilmekle birlikte sinema açısından çok da bir şey vaad etmiyor. İsmi çok duyulan bir film olmasına rağmen maalesef isminin oluşturduğu efsanenin çok gerisinde kalıyor. Yine de türün meraklıları tarafından ilgiyle izlenebilecek ve beğenilebilecek bir yapım.

Yeri gelmişken bu filmle ilgili internette çeşitli sitelerde çok güzel anlatımlar, yorumlar ve incelemeler mevcut. Eğer ilgi alanınıza giriyorsa ve okumak istiyorsanız “Google” arama çubuğuna “Murder-Set-Pieces” yazmanız yeterli.

Türün meraklılarına ve bu filmi izleyecek olan herkese iyi seyirler diliyorum.


FİLMDEN GÖRÜNTÜLER:

Sitemizdeki film sayfasına filmden rahatsız etmeyecek, eline yüzüne bakılır görüntüleri gönderdim. Buraya ise filmin içinde yer alan ve rahatsız edici olabilecek birkaç görüntüyü koyuyorum. Görüntülerdeki aşırı şiddet, kan ve mide kaldırabilecek sahnelerden dolayı resimleri aşağıdaki "Spoiler" butonu içine gizledim. Midesi sağlam olmayanların, kalp rahatsızlığı olanların ve hamile bayanların "Spoiler" butonunu tıklamadan önce tekrar düşünmelerini rica ederim.


Sürprizbozan: Göster


_______________

ÇEVİRİ TAMAMLANMIŞTIR

İYİ SEYİRLER...


Alt Yazı Sayfası

İletiTarih: 12 Mayıs 2011 22:46
En son gitarisyen tarafından 24 Mayıs 2011 14:25 tarihinde değiştirildi.
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
Marvel
Eski Yönetici


Kayıt: 18.11.2008
İletiler: 4434
Şehir: Harikalar Diyarı
Yaş: 31 Balık


twitter E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Kolay gelsin üstadım.
Düzenleme: Ne kolay gelsini yahu, ellerin dert görmesin.
Bir sonrakine kolay gelsin.

İletiTarih: 12 Mayıs 2011 22:49
En son Marvel tarafından 12 Mayıs 2011 22:50 tarihinde değiştirildi.
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
McFly
Müdavim


Kayıt: 28.04.2009
İletiler: 12360
Şehir: Zonguldak


twitter Özel mesaj gönder
Ellerine sağlık... Saygılar

İletiTarih: 12 Mayıs 2011 22:49
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
Mr_Nobody
İskandinav Sineması



Kayıt: 18.09.2010
İletiler: 6033
Şehir: Günün birinde tekrar İzmir
Yaş: 31 Boğa


facebook twitter E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Ellerinize sağlık. Saygılar

İletiTarih: 12 Mayıs 2011 23:01
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
dmg
Eski Yönetici


Kayıt: 29.12.2010
İletiler: 884

Yaş: 31 Boğa


Özel mesaj gönder
Ellerinize sağlık hocam. Melek ama..
Saygılar

İletiTarih: 12 Mayıs 2011 23:06
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
LoneStar
Amerikan Sineması



Kayıt: 10.10.2010
İletiler: 1458



facebook twitter Özel mesaj gönder
Ellerinize sağlık, Sayın gitarisyen. Saygılar

İletiTarih: 12 Mayıs 2011 23:07
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
ubi bene ibi patria
Müdavim


Kayıt: 26.02.2010
İletiler: 7469
Şehir: Unutulmuş Başarılar Kenti


Özel mesaj gönder
Merakımı aldınız. yakaladım Zamanında üniversite arkadaşlarımla -aramızda kalsın- bu konulara biraz ilgiliydik. İşte "Goregasm" kelimesiyle bu zamanda tanıştık. Tabii midemizin kaldıramayacağı şeyler gördüğümüz için kısa süren bir meraktı bu. Bu tür konuları görünce aklıma Masters of Horror serisinin John Carpenter's Cigarette Burns (bu olması lazım) bölümü ve Nicolas Cage'in 8MM filmi gelir. Özellikle John Carpenter's Cigarette Burns'ü tavsiye ederim. Hıhı

Sunumun ve çeviriniz için teşekkürler. Ellerinize sağlık. Saygılar

İletiTarih: 12 Mayıs 2011 23:37
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
PhalanX
Eski Yönetici


Kayıt: 13.07.2009
İletiler: 6198
Şehir: Etlik/ANKARA
Yaş: 30 İkizler


E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Kesinlikle izleyeceğim. Teşekkürler çeviri için. (=

İletiTarih: 13 Mayıs 2011 00:28
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
Computer
Eski Yönetici


Kayıt: 19.12.2008
İletiler: 2648
Şehir: Bulgaria / Kırdjali


facebook Özel mesaj gönder
Ellerinize sağlık.

İletiTarih: 14 Mayıs 2011 09:38
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
devilcrysis
Klasik Sinema
Emektar


Kayıt: 08.03.2008
İletiler: 2329
Şehir: Körfez
Yaş: 37 İkizler


Özel mesaj gönder
Ellerinize sağlık.

İletiTarih: 14 Mayıs 2011 10:29
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
SonNefesim
Uzak Doğu Sineması
Güvenilir Yükleyici


Kayıt: 28.12.2010
İletiler: 1830
Şehir: Şanlıurfa


twitter E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Ellerine sağlık bu arada senin altyazıyı 25 fpslik Murder.Set.Pieces[2004.Uncut.DC.DVDRip.XviD.696] sürüme uyarladım..

İletiTarih: 14 Mayıs 2011 11:01
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
bradyfrady
Avrupa Sineması



Kayıt: 30.06.2009
İletiler: 252
Şehir: Istanbul


E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Ellerinize sağlık. Saygılar

İletiTarih: 14 Mayıs 2011 11:43
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
Htmakina
Kore Sineması
Yorumbaz


Kayıt: 26.02.2008
İletiler: 3138
Şehir: Kayseri
Yaş: 54 İkizler


E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Üstad o ne açıklama yaw.. Oku oku bitmek bilmedi bir türlü.. yow yow

Ellerine sağlık.. Saygılar

İletiTarih: 14 Mayıs 2011 20:42
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
gitarisyen
Çevirmen


Kayıt: 10.04.2010
İletiler: 1241
Şehir: Hiçbir Şey Ülkesi
Yaş: 50 İkizler


E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Sayın Marvel,
Sayın McFly,
Sayın jeekepy_35,
Sayın dmg,
Sayın LoneStar,
Sayın Müjdat Deniz,
Sayın PhalanX,
Sayın Computer,
Sayın devilcrysis,
Sayın SonNefesim,
Sayın bradyfrady,
Sayın Htmakina;

Mesaj ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

« Müjdat Deniz » yazdı:
Merakımı aldınız. Zamanında üniversite arkadaşlarımla -aramızda kalsın- bu konulara biraz ilgiliydik. İşte "Goregasm" kelimesiyle bu zamanda tanıştık. Tabii midemizin kaldıramayacağı şeyler gördüğümüz için kısa süren bir meraktı bu. Bu tür konuları görünce aklıma Masters of Horror serisinin John Carpenter's Cigarette Burns (bu olması lazım) bölümü ve Nicolas Cage'in 8MM filmi gelir. Özellikle John Carpenter's Cigarette Burns'ü tavsiye ederim.

Sunumun ve çeviriniz için teşekkürler. Ellerinize sağlık.


Ben de bu tarz filmlerle -daha önce izlediğim birkaç örnek olmasına rağmen- Nicolas Cage'in "8MM" filmiyle tanıştım desem yalan olmaz. Film çok hoşuma gitmişti ve böyle bir şeyin gerçek olup olamayacağını düşünmüştüm. Gülücük Bu arada John Carpenter'in Cigarette Burns filmini maalesef bulamadım.


« Htmakina » yazdı:
Üstad o ne açıklama yaw.. Oku oku bitmek bilmedi bir türlü..

Ellerine sağlık..


Evet, ben de fark ettim. Biraz uzun olmuş. Gülücük Bu, aslında bir anlatım kusurundan (anlatmak istediklerimi daha kısa cümlelerle ifade edemediğim için uzun cümleler kurmamdan) kaynaklanıyor. Gülücük Ama okuyacağınızı bildiğimden de, elimden geldiğince hiçbir ayrıntıyı atlamamaya çalışarak uzun uzun yazıyorum.

« SonNefesim » yazdı:
Ellerine sağlık bu arada senin altyazıyı 25 fpslik Murder.Set.Pieces[2004.Uncut.DC.DVDRip.XviD.696] sürüme uyarladım..


Ellerinize sağlık. Çeviriyi yapıyorum ama, iş bununla bitmiyor tabii. İnsanların değişik sürümlerle filmleri izleyebilmesi için çeviriyi diğer sürümlere de senkronlamak gerekiyor. Bu (hem diğer sürümlerin hepsini gözeterek çeviri yapmanın zorluğundan, hem de çok zaman aldığından dolayı) epey meşakkatli bir iş. Bu yüzden çok teşekkürler.


____

Bu arada bu filmin çevirisini yaparken eşimle yaşadığım bir diyaloğu da anlatmadan geçemeyeceğim.

Ben çeviriyi (filmin içindeki olumsuz ve psikolojiyi bozabilecek sahnelerden dolayı) geceleri oğlum yattıktan sonra yapmaya gayret gösteriyordum. Bir ara eşim geldi yanıma. (Böyle filmlere hayatta bakamaz, midesi bulanır, hemen lavaboya koşar.) Gülücük Ama bu sefer kızgındı. Dedi ki bana:

- Yine kol-bacak-mide-bağırsak filmi mi izliyorsun?

- Çeviri yapıyorum.

- Bırak şimdi çeviri meviri ayaklarını. Biliyorum ben seni. Yıllardan beri böyle saçma sapan filmleri izliyorsun. Son dönemlerde de iyice arttırdın bunları.

- Ne zararı var ki hayatım? Sonuçta film işte. İnsan doğasının nelere yol açabileceğini gösteren, insan psikolojisini, bilinçaltını alt benlikten daha yukarılara çıkartıp, insanoğlunun görünmeyen yüzüyle yüzleşmemizi sağlayan filmler. (-Eğer bu bir kusursa- (ki, eşime göre kusurdur) bu kusuruma bilimsel bir mazeret bulmak adına böyle cevap vermiştim.)

- Ya, ne diyorsun sen ya? Vallahi bunları izleyip izleyip etkileneceksin, bir gece oğlanla beni biz uyurken keseceksin diye korkuyorum.

- ???

- Hadi ben yatmaya gidiyorum. Sana bol mezbahalı geceler diliyorum.

Tam giderken şeytan dürttü, ben de bir şey deme (daha doğrusu bir espri yapma) ihtiyacı duydum ve:

- Bıçakları mutfakta ortalık yerde bırakma sakın! dedim.

Demez olaydım. Bana göre o anda güzel bir espri gibi görünmüştü ama, (kadınlar böyle anlamsız şeylere alındıklarından mıdır, nedir) benimle üç gün konuşmadı. Gülücük Üçüncü günün sonunda barışabilmemiz, kendisine bir buket çiçek ve iki kitap satın alarak hediye etmemle mümkün oldu. Fakat yine de surat asmaya devam etti. Beşinci günün sonunda dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm fark ettim. Geçen gün ise dişlerini gösterecek kadar güldüğünü gördüm. Benden mutlusu yok artık... Gülücük

Neyse, sanırım bu çevirdiğim (hatta izlediğim) son etli-kanlı-canlı-bıçaklı-kollu-bacaklı film oldu... Gülücük

İletiTarih: 24 Mayıs 2011 15:32
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
fatih550



Kayıt: 07.06.2011
İletiler: 33



Özel mesaj gönder
teşekkürler

İletiTarih: 07 Haziran 2011 11:53
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
İletileri göster:   
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa) [Bu başlıkta 16 mesaj bulunuyor] Sayfa:: 1, 2 Sonraki »
« Önceki konuSonraki konu »
Forum Seçin:  

Türkçe Altyazı © 2007 - 2019