Giriş Kayıt
Die Fremde (2010)
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [1 Mesaj] « Önceki konuSonraki konu »
Yazar Mesaj
Fraghera



Kayıt: 25.09.2010
İletiler: 4368
Şehir: Seattle


E-Posta gönder Özel mesaj gönder
Fraghera
 Die Fremde (2010)
Ayrılık

resim


Die Fremde
2010
Die Fremde
Dram119 dk

Yönetmen: Feo Aladag
2010 Berlin-Panorama Avrupa Sinemaları-En İyi Avrupa Filmi Almanya doğumlu Umay İstanbul'da yaşadığı bunaltıcı ve zalim evliliğinden kaçarak Berlin'deki ailesinin yanına geri döner. Yanına küçük oğlu Cem'i de almıştır. Umudu ailesi ile birlikte daha...
7.5 (5,565 Oy)


Yukarıda ilk filminin afişinin önünde poz vermiş Avusturyalı kadın yönetmen Feo Aladağ'ın resmini göreceksiniz. Kendisi de bir oyuncu olan Aladağ'ın bu ilk filmi çok ilgi gördü. Bunda tabii ki filmin pazarlamadaki ve tanıtımındaki payı büyük. Aynı zamanda Sibel Kekilli de film için bir başka itici güç.

Daha öncesini burada okuyabileceğiniz hikayenin devamında, bilgisayarımdan silinen 2,7 TB veriyi geri getirmeye çalışırken arada kurtarma-kopyalama-yedekleme işlemleriyle geçen uzun zamanları film izleyerek değerlendirmeye çalıştım. Neyse ki kaybettiğim verileri büyük oranda kurtarabildim.

Herhangi bir beklenti içerisinde olmadan sadece öylesine açıp izlediğim bir filmdi Ayrılık. Daha önceden arkadaşla oturup izlemeye çalışmıştık ama ilk 5. dakikasından sonra elemanın gitmesi gerekiyordu çünkü çok sevdiği "aşkısı" onu çağırmıştı. Hoş daha sonra ayrıldılar ama, her halükarda aşkın ne zaman çağırırsa, o zaman gidersin. Biz erkekler arasında gizli bir anlaşma vardır; konu kız arkadaşın olunca, arkadaşının yaptığı satış, şatıştan sayılmaz.

Hala filmden bahsetmedim yalnız, fark ettiniz mi bilmiyorum ama yazarken ben fark ettim. Aslında çok kötü bir film değil, ben hem burada, hem de imdb'de 7 verdim.

Filmle ilgili şöyle bir sorun var; neresi Türkiye, neresi Almanya, neresi neresi anlamıyorsunuz. Ben filmi izledikten sonra özetini okuyunca anladım mesela yer ile ilgili sorunları.

Elimizde bir adet her filminde "ezik kadını" oynayan, kendisini sürekli dayak yerken, yerlerde, çığlık atarken ve ağlarken gördüğümüz Sibel Kekilli var. Alman porno filmlerindeki başarısının ardından Türk asıllı bir oyuncu olarak çok dikkat çekti Almanya'da. Daha sonra Duvara Karşı filmi ile voleyi vurdu. Belki de rol yapmayıp kendini oynadığı için bu kadar başarılı oldu. Ama her ne olursa olsun Duvara Karşı bir çok açıdan değerli bir filmdir ve Sibel Kekilli'nin varlığıyla daha da güzelleşmiştir.
-

Filmimiz Umay'ın yani Sibel Kekilli'nin hikayesine bodoslama bir dalışla başlıyor. Zaman ve mekan belli değil. Güneş sistemindeki galaksilerden birinde bir evde, daha sonra kocasının ailesi olduğunu anladığımız insanlarla izlemeye başlıyoruz filmi. Umay, sonrasında yanına 5-6 yaşlarındaki sevimli oğlunu da alıp başka bir galaksideki kendi ailesinin evine gidiyor. İzledikçe arada geçen Almanca konuşmalardan oranın "Alamanya" olduğunu anlıyoruz. Kızın ailesi "yapma etme" dese de, bu mutsuz evliliğini daha fazla sürdürmeyecektir Umay. Zaten evliliğinin kötü durumda olduğunu, herifin çocuğuna ve Umay'a şiddet uygulamasından anlıyoruz. Bu yetmiyormuş gibi başka bir klişeyle daha devam ediyor film. O da, sadece Türk filmlerinde değil, sinemanın genelinde çok kullanılan; kadın tavana bakarken ve yüzünde sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi bir ifade varken, elemanın kadının üzerinde gidip gelme sahnesi. Film başka başka klişelerle devam edecek.

Sonrasında öz ailesinin evinde de rahat bulamayan Umay, kendi ayakları üzerinde durmaya karar verir ve bir arkadaşından yardım alır. Arkadaşı kendi çalıştığı restoranda ona da iş ayarlar. Biz filmde görmüyoruz ama daha sonradan patronuna "bir daha kaçıp gitmeyeceğim" demesinden Umay'ın bir ara işten kaçıp gittiğini de anlıyoruz. Film bunun gibi bölük pörçük parçalarla dolu. Bir şeyler oluyor ama neyin neden olduğunu çözmek için azıcık dedektifçilik yapmanız lazım. Fakat buna hiç gerek yok, kendinizi rahat bırakın çünkü filmde bunun gibi cevapsız kalacak çok soru çıkacak karşınıza.

Umay'ın büyük bir ailesi vardır, arada kız kardeşi de hamile olduğu için acele evlenmek zorunda kalır ama kızın hamile olduğunu o söylemeden bakışlarından anlayabilirsiniz. Filmde dikkatimi çeken bu oyuncu kimmiş diye baktım, aslen Ankaralı olan ve Berlin'de yaşayan Almila Bağrıaçık. Almanya'da doğmuş büyümüş büyük ihtimalle, ilk öğrenimini ve liseyi Berlin'de tamamlamış. Şu an bir ajansa bağlı modellik yapıyor. Üniversiteye gitmiyor. 8 Şubat 2012 tarihinde ilişki durumunu "manitası var" olarak değiştirmiş, hayırlısı olsun diyoruz kendisine ve müziksiz sıkıcı filmimize geri dönüyoruz.

Filmin %80'inde aile kızını istemiyor, kız ailesine geri dönmeye çalışıyor, "affedin, beni böyle kabul edin vs." diyor ama başta baba olmak üzere, aile hata yaptıklarını inandıkları kızlarına karşı tepkili. Çocuğun babası çoğunu geri almak istiyor sürekli, hatta ailesi de buna yardım ediyor ama bir şekilde Umay çocuğunu yanında tutmayı başarıyor.
-

Kadın sığınma evinde de işler yolunda gitmeyince kankasının evine gidiyor bir süreliğine. Arkadaşı yalnız yaşayan ve eğlenceli bir tip. Diğer Almancı arkadaşlarıyla birlikte Berlin'in gururu süpersonik rapçi Fuat'ı dinleyerek parti veriyorlar, eğleniyorlar filan. Yine parça parça, yarım yamalak anladığımız kadarıyla Umay'ı seven ve değer veren aynı restoranda çalıştıkları Alman bir erkek arkadaşı var. Sonrasında birlikte ev tutuyorlar zaten, veya Umay kendisine ev tutuyor da eleman sadece ona taşınması için yardım ediyor olabilir.

Filmde dini öğeler çok hoyratça kullanılmış. Oradan bakınca nasıl görünüyor bilmiyorum ama yönetmenin İslamiyetle veya Müslümanlıkla değil de, daha çok bütün dinlerle ilgili bir sorunu varmış gibi. Zaten bir sahnede Umay'ın iş yerindeki patronu, babasıyla konuşmaya evlerine gidiyor. Babası gelir gelmez, kadını ışık hızıyla geri postalıyor. Kapıda kadını uğurlarken içinde "Allah" kelmesi geçen ve genelde her Türk'ün misafirini yolcu ederken kullanacağı türden bir cümle kullanıyor. Fakat kadın birden çıkışıyor, "Allah'ı bu işe karıştırma! O'nun bu işle bi ilgisi yok!" gibilerinden bir şeyler söylüyor. Burada sanırım "öle Allah filan deyip adamın asabını bozma mal, kızına sahip çıkmıyosun bi de kendine müslüman mı diyosun" anlamında söylemiş olabileceği gibi bambaşka bir şey kast etmiş de olabilir. Daha önce dediğim gibi, en basit şeyleri bile anlayamadığımız için, böyle metaforlarla uğraşmaya hiç gerek yok zaten filmde.
-

Sonra bir ara Umay'ın babası atlayıp otobüse başka bir galaksiye gidiyor. Çocukların okul kıyafetinden anladığımız kadarıyla burası Türkiye. Yolculuk esnasında kimse konuşmadığı için olayla ilgili hiçbir şey anlayamıyoruz. Sonra neresi olduğunu bilemediğimiz içinde bir adamın uyuduğu eski bir köy evine gidiyor. Orada da herhangi bir konuşma yok, bu sahne toptan niye var onu da anlayamıyor ve diğer anlaşılmazlıklarla dolu filmimize devam ediyoruz.

Öyle veya böyle sonuna kadar sabredip izlemeye devam ettiğinizde filmin sonunda, her barbar-geri kafalı Türk ailesi gibi "orospu" olan kızımızı öldürmeye kalkıyoruz. Biz, Avrupa'dan bakınca nasıl görünüyoruz bilmiyorum. "her kocasından boşanan kadını öyle ailesi öldürmez Türkiye'de" diyeceğim ama demiyorum, bizler ne anlatırsak anlatalım, Türkiye çoğu insan için anlaması zor bir ülke, hatta Türkiye'de yaşayan insanlar için bile bu böyle.

Zaten karma karışık bölük pörçük anlattığı hikayesini filmin sonunda daha da dramatize ederek iyice işin bokunu çıkartıp da bitiriyor yönetmen. Yukarıda en başta, filmin afişinin önünde gülümseyerek fotoğraf çektirmiş bu bayan işte böyle vasat ve sıkıcı bir film çekmiş. Teknik olarak elbetteki mükemmele yakın, bir çok kurala uyulmuş vs. ama bence filmin hakkı ya 5, ya da bilemedin 5,5'dan 6 olsun. Türk filmlerine kıyak geçtiğimiz için 7 verdim ama bu film ülkemizin tanıtımına iyi anlamda hizmet etmediği gibi bizi yanlış tanıtıyor da olabilir.

Filmle ilgili bir başka anekdot da, insanların Almanca başladıkları cümlelerini Türkçe bitirmeleri veya Türkçe konuşurken arada Almanca devam etmeleri. Bu çok ilginç bir şey, hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama hayatlarında çift dil olanlar bunu çok yapıyorlar. Kızdıkları veya duygusallaştıkları anda ana dile bir dönüş oluyor. Aynı şeyi ben de fark etmiştim, burada tanıdığım Kürt arkadaşlar kendi aralarında Kürtçe konuşurken arada Türkçe devam ediyorlardı filan. Anlaması zordu, madem Kürtçe konuşuyorsun ve öyle konuşmak istiyorsun, arada niye dil değiştiriyorsun diye geçiriyordum içimden.

Genel olarak bakarsanız, dini, siyasi ve kültürel konuları konuşmak, her zaman dikkat gerektirir, bilgi gerektirir. Yönetmenin bu filmi çekerken bizim hakkımızda çok fazla bilgi sahibi olduğunu sanmıyorum veya özellikle böyle göstermek istemiş de olabilir. Sonuç olarak içinde Türklerin olduğu ama Türkiye'de geçmeyen bir hikaye var. Size, bir Türk kadını olarak bırak Türkiye'de, Almanya'da yaşasan bile tek başına ayakta durman imkansızdır diyor, sanki bir İngiliz kadınının, İngiltere'de tek başına ayakta durabilmesi dünyanın en kolay şeyiymiş gibi. Sanki bunu yaşayan bir tek Türk kadınlarıymış gibi. Bu dar bakış açısı bir yönetmende olmamalı bence.
-

İlk baştaki fotoğrafa yeniden bakın, "öyle veya böyle, ben bu filmi yaptım ve afişin önüne geçip fotoğrafımı çektirdim" diyor yönetmen. İlk filmini çeken bir çok yönetmenden ayrılarak, doğru oyuncu seçimi ve iyi pazarlama ile güzel bir adım atmış. Çok başarılı olmasa da film için kötü diyemeyiz.

Sürprizbozan: Göster

İletiTarih: 12 Mayıs 2012 10:35
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
İletileri göster:   
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [1 Mesaj] « Önceki konuSonraki konu »
Forum Seçin:  

Türkçe Altyazı © 2007 - 2024 | hd film