Giriş Kayıt
Ahlat Ağacı (2018)
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [1 Mesaj] « Önceki konuSonraki konu »
Yazar Mesaj
eskatalogya
Yorumbaz


Kayıt: 26.10.2014
İletiler: 42
Şehir: İn End off The Road...
Yaş: 43 Başak


Özel mesaj gönder
eskatalogya Yorumbaz
 Ahlat Ağacı (2018)

Sinema,
Kişisel kanaatim görsel sanatların en dikkat çekicisi, sinemanın içerdiği diyaloglar çok önemli, vermek istediği mesajlar anlamlı olmalı ki görsel zenginliğe felsefik bir alt metine bağlamalı…
Bu tarz filmler sinema tarihi boyunca iki elin parmaklarını geçmiyor maalesef, günümüz teknolojisi, tembellik, hazıra konma gibi bir sürü olumsuz parametre sayabiliriz bu konuda…
Bu derdime deva olan bir yapım var artık önümüzde, üstelik yerli, durum böyle olunca gerçekten hem dünya hem de Türk sinema tarihi açısından mihenk taşlarından biri olarak nitelendiriyorum bu filmi…
Öncelikle neden filmin adı ‘’Ahlat Ağacı’’
Her film isminin anlamlı ve kayda değer olmasının izlenebilirliğini arttırdığı düşüncesindeyim ki nitekim isim seçme özelinde Ahlat Ağacı bu özelliği ile de fark yaratıyor. Şöyle ki;
Ahlat Ağacı kafamızda kurduğumuz ağaç görselinden uzak, eğri/büğrü/şekilsiz yaban armudu meyvesini yetiştiren bir ağaç, gövdesi sert ve dikenli, meyvenin tadı buruk ve zor yutulan cinsten, susuzluğa karşı dayanıklı olan Ahlat Ağacı kurumaya başlasa dahi meyve vermeye devam ediyor, kurak iklimde ve ıssız yerlerde genellikle yalnız başına duruyor ve aykırı görüntüsü ile dikkat çekiyor. Bu yönlerden baktığımızda baba/oğul ilişkisi aynen ağaç tarifimiz gibi, Ahlat Ağacı aslında babamız, yaşadığı hayata baktığımız zaman sert ve dikenli düşünceleri, ekşimsi yaşamsal döngüsünden kaynaklı zor hayatı içinde bir evladı var, o da onun meyvesi ve bu meyve öyle kolaylıkla hazmedilen bir lokma değil, böyle böğüre oturan cinsten…
Filme dönecek olursak;
Doğu Demirkol’un gözünden hayata, dine, sisteme vs. müthiş göndermeler yapan, çarpıcı diyalogları, mükemmel kamera açıları, süresi uzun gibi dursa da zamanı alıp götüren başarılı kurgusu ile çok başka yerde duran bir film, baba oğul ilişkisi üzerinden yarattığı çerçeve çok ayrı bir bakış açısı hayata, her zaman bildiğimiz ama söylemekten çekindiğimiz hayata dair gerçekliği yalın, sade ve çarpıcı bir şekilde suratımıza şamar gibi vuran bir film, finaldeki sürpriz ile az daha kalp krizi geçirten bir film…
Bir Zamanlar Anadolu’da Nuri Bilge Ceylan fotoğrafçılık bagajından inanılmaz örneklerle öyle güzel kamera açıları ve kartpostallık görüntüler yakalamış ki bu yönüyle çok başka bir yerde duran bir film Bir Zamanlar Anadolu, bunun aksine Kış Uykusu ve Ahlat Ağacı bol diyaloğu ve uzun sekanslarıyla başka bir level atlıyor, görsel sanat olan sinemaya o kadar güzel replikler ve diyaloglar yerleştiriyor ki Nuri Bilge Ceylan bu bir isyan, bu bir başkaldırı olmalı herkesin içselleştiremediği, sadece Sinan karakteri bu aurayı yaratıyor bu yönüyle sınırları zorlamayı başarıyor üstad…
Nuri Bilge Ceylan setinin halet-i ruhuyesini kafamda canlandırdığımda, sanki herkes filmden çıkarak gerçek hayatta sokağın başında karşımıza çıkacak kadar samimi, doğal olarak görüyorum, bence sette kim başrol kim yan rol kavramları dumura uğratılmış ki ancak bu şekilde olağanüstü doğallık sağlanabilmiş…

İlginç Anekdotlara gelirsek ;
Sinan ve annesinin kendi aralarında tartıştığı sahne de arka planda Yılmaz Güney’in Umutsuzlar filmi görülmekte, sanki canlandırılan tüm karakterlerin umutsuz vaka olduğunu resmediyor gibi…
Sinan’ın Çanakkale köprüsünden kaçtığı sahnenin ardında gelen mizansen de Truva atının kopyası görülmekte ki bu Brad Pitt’in oynadığı ‘Troy’ filminde kullanılan Truva atı’dır.
Sinan’ın evinde görülen portreler Albert Camus ve Sait Faik Abasıyanık, Sinan, Edgar Allan Poe’nin Morgue Sokağı Cinayeti kitabını okurken kameraya yansıyan kitaplar Kiev’deki Adam, Yabancı, Netoçka Nezvanova, İşte Böyle Dedi Zerdüşt, Gülten Dayıoğlu’nun Sekizinci Renk kitabı, tüm bu kitaplar Sinan karakterinin nasıl savrulduğunu, açmazlarını, sorgulamalarını, içinde bulunduğu habitata nasıl yabancılaştığını konularında seyirciye yardımcı oluyor.
Nuri Bilge Ceylan daha önceki 5 filminde Cannes’den ödül ile dönerken Ahlat Ağacı ile ödüle layık görülmedi, seçim komitesinin Nuri Bilge Ceylan’dan filmi kısaltmasını istemesi ancak yönetmenin bu isteği geri çevirmesi belki filmin ayakta alkışlanmasına rağmen ödül al(A)mamasının sebebi olabilir.
Serkan Keskin’in oynadığı yazar karakterinin Sinan ile oynadığı kedi/fare oyunu, Sinan’ın küstahlığını resmen ezip geçtiği sahneler silsilesi gerçekten çok ilgi çekici ve akılda kalan sert sahnelerden biriydi.
Final sahnesini ayrı bir pencere açmak istiyorum, yıllardır film izlerim, çok gerildiğim, çok üzüldüğüm, çok sevindiğim final gördüm ancak bu filmin finalindeki kadar kalp çarpıntısına uğramadım, Nuri Üstadımız öyle bir koza ördü ki filmin sonuna kadar kelebek olduk uçtuk gittik bu diyardan, evrene ruhumuzu saldık, uçsuz bucaksız sonsuzluğa bakakaldık, öyle özel, öyle güzel ters köşe yaptı, kelimeler kifayetsiz kalıyor bu sona, sabırla, ilmek ilmek işlenmiş bir dokuma bu kaftan ve ancak Nuri Bilge Ceylan bu kaftanı giyebilir, başkası üzerine alsa oturmaz, eğreti durur…
Selam olsun sana Nuri Bilge Ceylan, en kalb-i duygularımla yolun açık olsun…

İletiTarih: 05 Kasım 2019 11:26
 Kullanıcı bilgilerini göster Bu kullanıcının gönderdiğini mesajları gösterme Alıntıyla Cevap Gönder Başa dön   
İletileri göster:   
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [1 Mesaj] « Önceki konuSonraki konu »
Forum Seçin:  

Türkçe Altyazı © 2007 - 2024 | hd film