Giriş Kayıt

Baba (2020)


The Father

97 dk
IMDb Top 250: #135
7.8
  • 156/ 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
7.8/10 puan 512 kullanıcı oyladı
Yönetmen:
Tür:
Rating:
8.3
Vizyon Tarihi:
17 Eylül 2021 (Türkiye)
Dil:
İngilizce
Çekim Yeri:
London, İngiltere, Birleşik Krallık
Nam-ı Diğer:
El padre
758 kişi izledi 425 kişi izleyecek 71 kişinin favorisi 592 takip
Özet
The Father, yaşlandıkça kızı Anne’in (Olivia Colman) hiçbir yardımını kabul etmeyen, ele avuca sığmaz ve özgürlüğüne çok düşkün yaşlı bir adama (Anthony Hopkins) odaklanıyor. Anne eşiyle birlikte Paris’e taşınmaya karar verdikten sonra bu yardım elzem hale gelir. Anne’in babası bir yandan değişmekte olan haline anlam vermeye çalışırken, bir yandan da sevdiklerinden, akıl sağlığından ve kendi gerçekliğinden şüphe etmeye başlar. - Gönderen: Quaresmania
Yorumlar
3 yıl önce
avatar
Çok zor be.. Hepimiz böyle yaşlanacağız, bu kaçınılmaz bir gerçek, eğer daha önce ölmezsek tabi. Ve zihnimiz yaşlılık geldiğinde eskisi gibi parlak olmayacak ve belki de enteresan oyunlar oynayacak bize. Böyle ileri derecede yaşlanmak demek, hızlı akan bu hayatın gerektirdiği ritme uyamamak, insanlar arası ilişkilere, iletişime ayak uyduramamak, onları anlayamamak ve gittikçe kendi evreninde yalnızlaşmak demek bir nevi, çok ürkütücü. Fizik yaşlanırken ruh da aynı kalmıyor. Film bize bunları gösterirken kendi yaşlılığımızı da sorgulatıyor.

Dram filmleri böyledir, bize hayatı sorgulatır; insanlığa, ilişkilere, ruha, tabiata, inançlara, evrene ait acı gerçekleri yüzümüze bir tokat gibi çarpar. Ve sen 18-30 arası yaşlardaki genç kardeşim, burada bunlar için izle - geç gibi bir yorum yapar ve 1 puan verirsin. Çünkü henüz ne kadar hızlı yaşlanacağının farkında değilsin ve bunlar sana oldukça sıkıcı gelir. Bana ise çok korkutucu geliyor. Belki de birazdan senin yaptığın gibi John Wick tarzı bir şey ya da fantastik bir film açıp bu kasvetli havadan, gerçeklerden kaçmayı tercih edeceğim.

Ancak kaçamayacağımız gerçek şu ki; hayatımızın filmi biterken tek bir yorum olacak, o da kendi içimizdeki ses. Kaç puan vereceğiz, işte onu bilemiyorum. 10 olmayacağı kesin.
3 yıl önce
default avatar
bir huzurevi çalışanı olarak onlarca demans, alzheimer hastası ve hasta yakınlarını dinlemiş gözlemlemiş biri olarak çok özel bir film ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. yakın zamanda izlediğim ve çok beğendiğim Elizabeth Is Missing gibi menşei İngiltere, başrolde Anthony Hopkins gibi bir usta ve muhteşem oyunculuğu. alzheimer hastalarında gördüğümüz günlük değişen duygu durumları, öfke patlamaları, usandıran hırsızlık hikayeleri, çaresizce insanlardan yardım istekleri, zamanla kaybolan iletişim becerileri, birbirleri ile ilgisi olmayan onlarca kelime duyarsınız, hiç bir anlam çıkaramazsınız ve daha da sonra tamamen silinmiş bir bellek. bir alzheimer hastasına bakım vermek gerçekten çok zor bir iştir. film hasta ve bakım veren tarafını çok başarılı bir şekilde aktarıyor seyirciye duyguyu da geçirmeyi başarıyor. usta oyunculuklar ve usta işi sinematografi ile.
3 yıl önce
avatar
Biz insanoğlu ne kadar da garip varlıklarız, kendimizi hep en iyisi, en kusursuzu ve en mükemmeli olduğumuzu sanıyoruz. Aslında hiçbiri de değiliz. Peki, sizlere bir şey sorayım; gördüğünüz veya duyduğunuz şeylerin ne kadarı doğru veya ne kadarı gerçekçi olduğunu bilir misiniz? Hiç bu durumda şüpheye düştünüz mü? İnsan ömrü arttıkça artık neyin doğru neyin gerçek olduğunu kaybeder hale geliyor ve bunun sebebi yaşadığımız, hissettiğimiz, maruz kaldığımız trajik ve yoğun zorlukların olayların ardından artık hissiyat duygumuzu yitirmiş de oluruz. Bununla birlikte gerçeklik algılarımızı da yitiririz.

İşte tam bu noktada, öyle çaresiz, öyle yalnız ve öyle bitkin oluruz ki bağırıp “Lütfen, artık bana yardım edin. Ne oluyor, ne yapıyorum ben?” diye haykırıp kendinizi de sorgular hale geliyorsunuz. Lakin bana soracak olursanız ölümden daha kötü ne olabilir diye, size yanıtım acı dolu bir yaşamın yaşlılık dönemi derim.

Yaşlanınca artık öyle bir noktaya varılıyor ki, içtiğiniz suda ne tat kalıyor ne de gördüğünüz ışıklar renkli görünüyor. Her şey sona ermiş ama hâlâ ömrümüzün ilerlediğini görürüz. Zaman öyle bir boyuta gelir ki sanki bir dakikamız yıllara bedelmişçesine ağır ve zorlu gelir. Güneşli dünyamızı sisli ve puslu görmeye başlarız. Tekrardan yine bağırmak ister ve “Lütfen, artık bitsin, ne olur, ne olur ben de normal bir
insan olmak istiyorum” deriz ama o normallik bizim için her zaman anormal olur ve bu mücadele tekerrür eder, hem de her saniye.

Filmden bahsedecek olursak ana karakterimiz olan Anthony, bizlere insan ömrünün aslında ne kadar uzun olursa o kadar çetrefilli geçeceğini ve yaşlanınca hep o aradığımız huzur ve sakin aslında hiçbir zaman gelmeyeceğinin her bir zerresini kanımıza işlemektedir. Yaşımız ilerledikçe ne kadar elden ve ayaktan düştüğümüzü, başka insanlara muhtaç olduğumuzu anlatmakta ve bu insanlar isterseniz kızınız, abiniz, anneniz, babanız olsun, o an geldiğinde hepimiz yalnız ve çaresiz olacağız, bir başımıza kaderimizin son demlerini yaşayacağız çünkü bizi anlayacak ve gördüklerimizi gören olmayacak. Film son derece ağır bir psikolojik tema altında işlenmiş zorlu bir konu. Oyuncularımızın hemen hepsi ellerinden geleni yaptığını düşünüyorum. Müzikte Ludovico Einaudi’nin leziz parçalarına yer vererek bizlere filmin her saniyesini ruhumuza işliyor diyebilirim.
Uzun lafın kısası bu film izlenir, Puanım da; 8,5/10
Forumdan Benzer Başlıklar
Türkçe Altyazı © 2007 - 2024